Makedonya4İstanbul Sabiha Gökçen’den bu defa rotamız Makedonya’nın Başkenti Üsküp.Bizi havalimanında Süleyman Süleymani arkadaşımız karşıladı.Aracıyla kısa bir şehir turundan sonra otelimize geçip eşyaları bıraktığımız gibi soluğu çarşıda aldık.Üsküp sokaklarının tarih kokan Arnavut kaldırımlı yollarından yürüyerek Üsküp çarşı içindeki Murat Paşa Camii (Tahta Camii) ve etrafında meraklı bakışlarla dolaştık.Güzel tarafı hiç mi hiç yabancılık çekmiyor olmak. İşte bir tatlıcıda Arnavut amcamızla diyaloğumuz;
*Nerdensınız,
-Türkiye’den,
*Neresından ?
-Ümraniye
*Neresından ?
-Ne ? Neresini bilirsin ki amcam dedim.
-Gülüştük…
*Eski yıkılan camdan yuksek katli gaz binası vardır urda bilırmısın.
(İgdaş’ın yıkılan şimdilerde meydan olan Anadolu Bölge Müdürlüğünden bahseder amcamız)
-Bilirim dedim.
*He unun arkasından dikina aykırı inersın şüyle bir yuz,yuzelli metıre ,urda Balkan tulumbacısı vardır.
-Evet amcam dedim çok yakınım ona.
*Heh işte o bizım amcazadelerdendır dedi.Başladı koyu bir sohbet.Bizde bekleriz dedim. *Gelırız elbet sıkça gelırım ben iStanbul’a dedi.
Çay ve Makedonya genelinin olmazsa olmazı tatlı…Tulumba,şambaba,revani ve ekler tarzı pastalarla ortaya karışık.

Bu Makedonlar,Sinirleri alınmış bir millet,Arnavut kökenliler biraz daha sinırlı gibi.Tek şeritli yönde araçla ilerlerken önümüzdeki aracın şoförü döviz bürosu önünde durdu,alışverişini yaptı ayaküstü muhabbet biz ve arkadaki araçlar bekliyoruz.Ne bir korna çalan ne bir laf söyleyen,işi ne zaman biterse o zaman aracına binip devam ediyor.Mihmandarımıza soruyoruz,niye böyleler,çok rahatlar…Cevap işi olmazsa durmaz,eee işi bitincede gider zaten…tabiri caizse zınk kalıyoruz…

Buralarda Arnavut köftesi ,Çömlekte kara fırında pişen kuru fasulye hakikaten harika lezzetler.Köfteyi Şar 1 de yedik.Tandır ekmeği ve ince kıyılmış kuru soğanla sersi ediliyor.Koyu kıvamlı ayranla.Birde kocaman yuvarlak köfteleri var azı kesmezse diyenler için.Porsiyonları zengin 10 köfte 1 porsiyon ve oldukça doyurucu.Birde fena halde tatlıcılar,hattı zatında şerbetçi.Tulumbanın yarısını ısırıp kalanının içine şeker kaşığıyla şerbet doldurup öyle yiyorlar.Ev yapımı meyve konsantreli soda da oldukça rağbet görüyor.

Acıkmışlığa bir paragraf arayla,Bir başka durağımıza geçelim; Tetova, yani Kalkandelen.Yiyecek bir dilim ekmeğide olsa onu paylaşabilen samimi ve sıcak sohbetleri olan candan insanlar.Ortasında gürül gürül soba yanan bir çay ocağına girdik çay muhabbet gırla gidiyor.Ordan buradan derken sonradan gelip muhabbete dahil olan bir amca çay söylemek istedi.Çok içtik teşekkür ederiz diyince bekleyin lütfen bir eve kadar gidip geleceğim dedi telaşlıca.
Çok geçmeden geldi,nefes nefese ,geldiğinde elinde bir poşette iri domates (bizim Çanakkale dediğimiz cins) tohumu getirdi.Gittiğiniz yerde ekersiniz bizi hatırlarsınız dedi.Unutmazsınız inşalah dedi.Böyle sıcak samimi bozulmamış güzel insanlar unutulur mu…

Birde “Bize Her Yer Trabzon” diyen arkadaşları gördük.Zamanında Trabzonspor Başkanıyken,Sadri Şener in Futbolcularla Kalkandelen i ziyareti ve halka forma dağıtmasıyla herkes bir anda Trabzonspor’lu olmuş buralarda.Memleket havası almış gibi olup,Ohrid’e doğru yola çıkıyoruz.,Manastırın bulunduğu tepeye çıkıyoruz,mesire alanını gezip oradan Ohrid Gölü’nün kıyı boyunca giderek Struga’ya geçiyoruz. , Çarşı ve Hasan Baba Tekkesi, Şairler Köprüsü, Fazıl Hüsnü Dağlarca tarafından dikilen ağacın bulunduğu Şairler Parkı, uğramadan olmazdı. Halveti dergahını görünce içeri girip, ziyaret ediyoruz,sıcak içi kütük dolu sobada iliklerimize kadar ısınıp dönüş için Üsküp’e yola koyuluyoruz.

Dipnot olarak buralara gelmek isteyenler kışa denk geldiyse gardrobunuzda ne kadar kışlık kıyafetiniz varsa alın yanınıza zira duyarız ya hava durumunda Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası diye,az bile deniyor hava durumlarında.Akşam gün kararmadan soğuk vurmaya başlıyor yüzünüze.Hal böyle olunca bacası tüten sobalı kahveler ve çay ocakları çok ca takılıyor gözümüze…

Bir sonraki durağımızda görüşmek üzere…

SMS Büfesi

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.